2021 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'na göre, Japonya’daki örnekleri incelenerek sadece kadın öğrencilerin kabul edildiği üniversiteler açılacağı bu hafta basına yansıdı.
Aslında bu mesele Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2019 yılı G20 zirvesi için bulunduğu Japonya’da Mokugawa Kadın Üniversitesini ziyaret etmesiyle gündeme gelmişti. Yeni kadın üniversitesi talebi ise kadının okumasının hala tabu sayıldığı Bangladeş gibi az gelişmiş ülkelerden geliyor. Çünkü buralarda hala kadınla erkeğin aynı ortamda bulunmasına iyi gözle bakılmıyor. Erdoğan'ın örnek aldığı Japonya ise gelişmiş ülkeler arasında en az kadın çalışana sahip, cinsiyet ayrımcılığı konusunda sicili kabarık bir ülke.
Bu konuda Japon kadınların daha önce Ahval’e verdiği röportaj oldukça bilgilendirici ve bu okulların kapsamını anlatıyor.
Kadın üniversitesi meselesi gündeme gelir gelmez konuyu etraflıca tartışanlar ilkin kadın öğrenciler oldu. Üniversiteli Kadın Kolektifi üyesi Zeynep Kurt ve Esma Çağlak, kadın üniversitelerinin AKP’nin ‘makbul kadın’ yaratma projesinin bir ayağı olduğu görüşünde.
Kurt, “AKP’nin son yıllardaki kadın politikalarına baktığımız zaman bir makbul kadın profili var. Bu profilin dışında yer alan üniversiteli ve çoğunlukla genç kadınların yaşamlarına doğrudan saldırılar var. Ama Erdoğan, yaratmaya çalıştığı profile uymayan kadınlarla karşılaştı” diyor.
Peki ‘makbul kadın’ çizgisine uymayan kadın öğrenciler sadece kadın üniversiteleri projesiyle mi dize getirilmeye çalışılıyor? Türkiye kadın gündemini ucundan kıyısından takip ediyorsanız eğer, bu sorunun cevabını biliyorsunuz demektir. Örneğin YÖK Başkanı Yekta Saraç, toplumsal cinsiyet kavramının Türkiye’nin, toplumsal değerleri ve kabulleriyle mütenasip (uygun) olmadığı iddiasıyla “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” projesini 2019 yılında durdurdu. Türkiye’de 2019 yılı itibarıyla 200’ün üzerinde üniversite bulunuyor ancak bunların yalnızca 16 tanesinde cinsel taciz ve şiddeti önleme birimi var.
Üniversiteli kadınlar akademide tacize, şiddete, mobbinge karşı örgütlenmeye devam edip ‘makbul kadın’ çizgisinin sınırlarına taşınca işin rengi “merhaba ben polis” oluyor.
Ankara Üniversitesi öğrencileri Zeynep ve Esma birçok kadın öğrenciyle birlikte geçtiğimiz günlerde şiddete karşı özsavunma ve “İstanbul Sözleşmesi neden önemli” temalı bir atölyeye katıldı. Atölyeye katılan kadınların tamamının aileleri polis olduğunu iddia eden bir şahıs tarafından arandı.
Esma Çağlak, burada ailenin değil ‘babanın aranmasına’ ayrıca dikkat çekiyor:
“Aile içerisinde iktidar odağı olarak görünen kişi yani baba figürünü tercih etmeleri ayrıca erkek devlet dayanışmanın bir göstergesi. Örneğin anne babası yıllardır ayrı olan ve yasal olarak velayeti annesinde olan arkadaşlarımızın bile babasını aramayı tercih etmişler.”
Babalara, ‘senin kızın kötü işlere karışıyor’ şeklinde uyarılar yapan polisin ‘devlet kızını kontrol edemiyor bari sen kontrol et’ şeklindeki mesajı pek işe yaramamış gözüküyor. Çünkü kadınlar olayın hemen ardından “Feministlerden korkmakta haklısınız” başlıklı bir basın açıklaması yaparak atölyelerin ne kadar meşru olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Pembe otobüs, kadınlara özel metrobüs, ‘kadınla erkeğin fıtratı eşit değil’ derken mevzu kadın üniversitesi kurulmasına kadar geldi. Kazandıkları üniversitelerin kampüslerinde İstanbul Sözleşmesi’ni konuşmak isteyen kadınların babalarına ‘şikayet’ edildiği Türkiye’de ‘kadın üniversitesinin’ amacını, üniversiteli kadınlara yönelik devlet baskısını Üniversiteli Kadın Kolektifi’nden Zeynep Kurt ve Esma Çağlak ile Ahval Cımbız'da konuştuk.