Home » Entertainment » 1-İNSAN, İMAN VE DUA'YA DAİR / 23. Söz, 1. Mebhas, 1. Nokta - Giriş

1-İNSAN, İMAN VE DUA'YA DAİR / 23. Söz, 1. Mebhas, 1. Nokta - Giriş

Written By Seyid Nurfethi Erkal on Monday, May 11, 2020 | 08:30 AM

 
https://www.patreon.com/sozlerdersi https://drive.google.com/open?id=1DxER7f4qTHvgiNwjx5cP-4fR-E1Z1JMX 4:37 “İnsan, nur-u iman ile âlâ-yı illiyyîne çıkar” Nedir “âlâ-yı illiyyîn”? “(…) âlâ-yı illiyyîn olan kıymete, bekàya, ulvî vazifeye, mektubât-ı Samedâniye olması derecesine çıkarıyor.” (10. Söz) Mektup, bir şey ifade eder. (İnsan da iman ile bir şey ifade eder.) “(Duaya) yapış, âlâ-yı illiyyîn-i insaniyete çık, bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını kendi duan içine al.” (23. Söz) İnsan âlâ-yı illiyyîne çıktığında bütün kullukları, duaları içine alıp o şekilde Cenâb-ı Allah’a arz-ı ubudiyette bulunur. 10:45 Birinci Mebhas’ın Birinci Noktası’nda enfüsün aydınlanmasını, İkinci Nokta’da âfâkın aydınlanmasını göreceğiz. Önce bâtından başlanır. Oradaki aydınlanma ile kâinat da aydınlanıyor. Nefisteki kapılar açıldıkça (alıcılar açıldıkca) kâinat kapıları da açılır. 14:00 “Cennete lâyık bir kıymet alır.” Cennet ucuz değil. Cennetin belirli bir yapısı var. Cennet ile doku uyumunu yakalamak gerek. Orası cemâlî cilveler ile dokunmuş bir âlem. Oraya giden yoldaki tüm sıkıntılar, insanı ona layık bir kıymet alma seviyesine çıkarmak içindir. 19:21 Bazen soruluyor: Çok iyi bir insan, iman etmediği için neden Cennet’e giremeyecek? Bu cümle doğru bir cümle değil. İyilik ve güzelliği kendi aklımız üzerinden esas almamız doğru değil. Önemli olan Cenâb-ı Allah’ın bir şeye iyi demesidir. O bir şeye güzel der, güzel olur. Zulm-ü azîm derse, zulm-ü azîmdir. Biz ancak şunu diyebiliriz: “Bunda bazı iyi huylar*, güzel sıfatlar var, inşallah Cenâb-ı Allah iman nasip eder. İyi biri olur.” Yoksa iyi diye hüküm vermek doğru değil. *Kâfir de olsa, iyi huyları mutlaka âhiretine tesir edecektir. (Ebû Talib gibi) 24:52 İlmî taayyünü olmayan şeyin, vücudî taayyünü olmaz. Bir insanın Cennet’te yeşerebilmesi için, zerre kadar dahi olsa îmanının bulunması gerekir. 25:32 “zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne düşer.” Karanlık kavramı Kur’an-ı Kerîm’de de küfürle ve şirkle birlikte geçiyor. “Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer.” Ateşin çıktığı yerde yakıt vardır. Cehennem’in yakıtı ise, insanlar ve taşlardır. İnsanın hayallerini, tasavvurlarını temiz tutması lazım. Abdest ile, istiğfarlar ile temizlemesi lazım. Aksi halde insan Cehennem’e ehil olacak bir vaziyete girer. 30:02 “İman, insanı Sâni-i Zülcelâline nisbet ediyor. İman bir intisaptır.” Birinci Söz’ün kritik kavramı “namına” kelimesi. “Bismillah” ile “Allah adına” diyerek O’na intisap ediyorsun. Asker gibi. Artık sen şahsın adına bir varlık olmanın ötesinde, intisabın itibariyle bir kıymet alıyorsun. Demek istidatlarınıza lâyık makama yani âlâ-yı illiyyîne çıkabilmek ve tüm mahlukatın ubudiyetlerini kendi ubudiyetimiz içine alıp (halife-i zemin olup) ahsen-i takvim kıymetini alabilmek için şu mahlukatın dizginlerini elinde tutan Zât’a râm olmak gerek, O’nun “namına” hareket etmek gerek. Risale-i Nur talebesi olmanın, irşad eri olmanın sırrı, her halinde Cenâb-ı Hakk adına hareket etmek. Mümkün; ama zor bir mesele. 34:46 O kadar dehşetli bir mesele içindeyiz ki, ebediyetimizi ilgilendiren bir imtihanın tam ortasındayız. İnsan bunu düşünüp tüylerinin ürpermesi ve kendini mâlâyâniyât içinde buldukça “ben ne yapıyorum” demesi lazım. 38:27 Bir saray ve içinde sergiler düşünelim. Fakat ışıklar kapalı. Güzellikler gizli kalır. Küfür de böyledir. Esmâ-i İlahiye’nin güzelliklerinin üzerini örter. Dünya zulümât içinde kalır. 41:41 “Yakıtı insanlar ve taşlar olan” derken, taş dediğimiz şey materya aslında. Bu put da olabilir, materyalistlerin yaratılış isnat ettikleri madde de olabilir, insanı (itikâdi olarak değil de pratik olarak) alıkoyan dünyalıklar da olabilir. Demek insanı cehenneme ehil hale getiren şey, materyalist yaklaşım olmuş oluyor. 45:52 “Maddenin küçülüp inceleşmesi nisbetinde âsâr-ı hayat tezayüd ediyor, nur-u ruh teşeddüt ediyor.” (29. Söz) Kendimizi de böyle düşünebiliriz. İnsanın fizik yapısı ile metafizik yapısı, ruh yapısı ile cismanî yapısı birbirine zıt hareket ediyor. “Bizim maddiyatımızdan uzaklaştıkça, ruh âlemine, hayat âlemine, şuur âlemine yaklaşıyor gibi, hararet-i ruh, nur-u hayat daha şiddetli tecellî ediyor.” (29. Söz) Cismaniyetten uzaklaştıkça bizdeki ruh, hayat, şuur gibi yapıların kaynakları ile olan irtibatımız kuvvetleniyor. Cismaniyetten uzaklaştıkça ruhumuz cismaniyetin yer çekimi mıhlarından kurtuluyor, ruh âleminin gökçekimine maruz kalıyor. {“Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemâlâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe'ni, saadet-i dâreyndir.” (12. Söz)} 49:35 “İnsan kâfir de olsa, yaptığı şey ubudiyettir.” (İbn-i Arabi) İnsan Hâlık olmadığı için mahluk olmaktan çıkamadığı gibi; Mâbud olmadığı için de abd olmaktan çıkamıyor. 52:19 Cehennem’de kalanlar, Cehennem’i netice veren psikolojik durumdan, bilinçten, şuurdan çıkamayanlardır. 54:40 Cennet boyunca cemâli cilvelerle buluşurken, celâlî tecellîlerin bilinçaltında bir muktesebât olarak nakşolması için, herkes Cehennem’e (sırat köprüsüyle) uğrayacak. Farklı hızlarda geçip gidecek.