Gazeteci-yazar Ahmet Altan, "Ahmaklığın adaleti" başlığını taşıyan savunmasında, darbe girişimine ilişkin suçlamaları reddetti; hukukun gereği olarak değil, "tek adam yönetimi" çabalarının sonucu olarak tutuklandığını vurguladı.
''Ben bugün buraya yargılanmaya değil yargılamaya geldim. Bırakın darbe yapmayı, kendilerini hedef alan zulme itiraz etme imkânına bile sahip olmayan binlerce masum adına da konuşma hakkına sahibim. Çünkü onların uğradıkları haksızlıkları gördüm, taş duvarlar arasında onların kaderini paylaştım.'' sözleriyle savunmasına başlayan Ahmet Altan, 'Yargı çöktü, medya çöktü, ordu çöktü, eğitim çöktü, sağlık çöktü, ekonomi çöktü, dış politika çöktü, asayiş çöktü, parlamento çöktü, siyaset çöktü, ahlak çöktü. Bugün Türkiye’de Mezarlıklar Müdürlüğü dışında düzgün çalışan tek bir müessese bile kalmadı. Tek bir adam hak etmediği bir gücü ele geçirmek, mutlak iktidara sahip olmak istediğinde bu durum kaçınılmazdır. Ve bu insanlar başına geçtikleri toplumlara daima ölümü getirmişlerdir. Bunlara iktidara geçmek yetmez. İnsanların kendilerinden korkmalarını isterler. Çünkü bildikleri tek insanî duygu korkudur. Onun için sürekli korku yayarlar. Onların en büyük gücü ve güçsüzlüğü yaydıkları bu korkudadır. Bugünkü rejimi ayakta tutan bu korku, o iktidarın da sonu olacak' sözlerini kullandı.
'Bugünkü iktidar bu ihtimali gördüğü için 15 Temmuz darbesini alabildiğine kullanarak muhalefeti susturmaya, herkesi darbecilikle ve teröristlikle suçlamaya çalışıyor' diyen Altan, binlerce masumun darbeyle hiçbir ilgisinin olmadığını istihbarat teşkilatının, polisin ve iddianameleri yazan savcıların da çok iyi bildiğini, ortaya tek bir kanıt bile koyamadıklarını söyledi ve 'İktidar yalanlara dayalı bu “darbecilik” suçlamasını sürdürdükçe benim de 15 Temmuz’la ilgili kuşkularım artıyor.' dedi. Alçakça ve ahmakça yapıldığını vurguladığı darbe girişimini 31 Mart askerî ayaklanmasına benzeten Altan, '31 Mart ayaklanması başladığında İstanbul’daki Birinci Ordu bu ayaklanmayı rahatça bastırabilirdi. Harekete geçmemesi emredildi. 15 Temmuz’da da, “birlikler kışladan çıkmasın’’ emri verilseydi darbe önlenecekti. O emir de verilmedi. Nasıl oldu da İttihatçılara karşı olan bir askerî kalkışma İttihatçıların, Erdoğan’a karşı olan bir askerî kalkışma Erdoğan’ın mutlak iktidarına yol açtı? '15 Temmuz’u sen yaptın' diye yalan söyleyip beni hapse atmak kolay ama bu sorulara cevap vermek o kadar kolay değil. “Neydi bu 31 Mart” diye soranların “hain” ilan edilmesi gibi “neydi bu 15 Temmuz” diye soranlar da “hain” ilan ediliyor. Onun yerine köy imamlarından, öğretmenlerden, pastacılardan, işadamlarından, gazetecilerden, öğrencilerden, akademisyenlerden oluşan bir kalabalık “bunlar darbeci’’ denilerek alelacele toplanıp hapishanelere atıldı.' sözlerini kullandı.
Bütün bu şiddetin, baskının sonucunda devletin bütün kurumlarıyla birlikte yargının da komaya sokulduğuna dikkat çeken Ahmet Altan, 'Diri bir yargı bu kaosu, bu suç ve kavram anarşisini önlerdi. O zaman da zaten binlerce masum hapse atılmaz, mahkemelerde kanıtsız iddianamelerle gülünç duruşmalar gerçekleşmezdi. 15 Temmuz darbesini bizzat gerçekleştirirken suçüstü yakalananlarla, bu darbede onlarla işbirliği yaptıkları somut belgelerle kanıtlananlar yargılanırdı. Eğer bu yapılsaydı, işte o zaman 15 Temmuz ahmaklığının iç yüzünü, hangi hesaplarla gerçekleştirildiğini hep birlikte öğrenirdik. Ama bunun istenmediği, 15 Temmuz gerçeklerini sulandırıp saklamak için binlerce insanın hapishanelere doldurulduğu anlaşılıyor.' dedi ve ''Ölen ya da ölmekte olan bir yargı öyle korkunç kokar ki cehennem bile o kadar kötü kokmaz. Bugün Türkiye’yi saran bu çürümüş ceset kokusu, ölmekte olan bir yargının bütün topluma yayılan, herkesi ürküten kokusudur' ifadesini kullandı.
'İddianamede 15 Temmuz darbesine katıldığımın “kanıtı” olarak 15 Temmuz’dan 6 yıl önce yayımladığım bir haber gösteriliyor. Bu haberi yayınlayarak subayları tasfiye etmiş yerine örgüt mensuplarını getirmişim. Sanki yazar değil de TSK Personel Dairesi Başkanıyım. 15 Temmuz darbesinin sorumluları, ordu içinde tasfiye ve tayinleri yapanlarsa, savcının o tayin ve tasfiye kararnamelerinin altındaki imzaların sahiplerini yargılaması gerekir. Onlardan hiçbirini görüyor musunuz bu salonda? O kararnamelerin hepsinin altında imzası bulunan Tayyip Erdoğan sanık sandalyesinde oturanlar arasında var mı?' diye soran Ahmet Altan, 'Hiçbir gerçek savcı, hiçbir gerçek yargıç, hiçbir gerçek hukukçu bu ihanete âlet olmaz.' dedi ve sözlerini 'Anayasa, yasa, Yargıtay dinlemeyen bir yargı siyasi iktidarın emirlerine uyarak bizi “hapishanede öldürmek” için yargılıyor. Bizim için istenen de hapishanede ölüm. Ancak tarihin bize gösterdiği bir gerçek var. Hangi zorba haksız uygulamalarla muhaliflerini cezalandırdıysa, aynı cezalarla kendisi de karşılaşmıştır. Ben hapishanede ölmeye hazırım. Ve size soruyorum: Ya siz? Siz de hapishanede ölmeye hazır mısınız? Çünkü vereceğiniz ceza sizin kader haritanıza da aynen kaydedilecek' diyerek noktaladı.